Perfil de agaaga adlı kullanıcının al...FotosBlogListasMás Herramientas Ayuda

aga adlı kullanıcının alanı

aga aga

Ocupación
Ubicación
Intereses
yok
Todavía no se han agregado elementos de lista.

Vídeo

Todavía no se ha agregado contenido.
Foto 1 de 9
24 agosto

yorum yok

" DİREK GAZETEDEN ALINTIDIR YORUMSUZ "

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?


Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir ?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde, kız çocuklarını başlık parası adetiyle adeta bir eşya gibi alıp-satmak adeti sizde, her türlü yasadışı işin altından çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuşturucu ticareti sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, herşeyi devletten beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman varolmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve vandalizmle, terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde, diyaloğu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikayet etmek sözkonusu olunca ''ben Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda ''ben Türküm'' demek üçkağıtçılığı sizde, çapulcu terör örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine koymaya çalışmak terbiyesizliğ i ve alçaklığı sizde, bu ülkede yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde ?

Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz ?

Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz.

Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları'' sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda neden kapandı ?

Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve politikalar üzerine kuruyorsunuz.

Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor... En ufak bir özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz.

Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı?

İstanbul'da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, molotof kokteyli atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara, ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar anlayışın dışavurumu?

Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! sen Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği icra edemezsin denmiş veya denmekte?

Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?

Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu, sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek! Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler.

''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE ARAMALIDIRLAR!

Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri, terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan' ' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize, güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve molotof kokteyli attırdığı küçücük çocuklar...

Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsade ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın, yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe attığında da bunu devlete fatura edemezsin.

Demokrasiden bahsedip, teröre yol açmak ? İnsan öldürüp hak talep etmek? Bu ne yaman çelişki...

Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek. Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak, yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine inandıracak.

Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran, kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli insanların yaşadığı iller başı çekmekte? Büyük şehirlerde kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli çocuk ve gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden?

Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki, TÜRKLERİ pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?

Güzel bir atasözü vardır. ''GÖZÜNDEKİ ÇÖPÜ GÖRMEZ, ELALEME ŞAŞI DER!''


Bu özlü söz ülkemizin içine düşürülmeye çalışıldığı ''Kürt fesadını'' ne de güzel anlatıyor değil mi?
16 junio

Fethullahçı örgüt TSK'ya cevap verdi

Fethullahçı örgüt TSK'ya cevap verdi

Türkiye'nin normalleşmesinin önündeki en büyük engel; normal olmayan grupların devleti yönetmeye kalkmasıdır. Bu grupların başında da Fethullahçı örgüt geliyor.
Hatırlayınız; Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 14 Nisan'da İstanbul Harp Akademileri'nde basın mensuplarına kapsamlı bir açıklama yapmıştı. Türkiye'yi ve dünyayı yorumlayan o akademik konuşmasında Sayın Genelkurmay Başkanı; açıkça Fethullah Gülen çevresinde oluşan örgütü (cemaati) hedef almıştı.
Ticaretten basına, her tezgahta bezi olan ve bütün gücünü de siyasileri yönlendirmekten alan bu örgüt; TSK'nın bu tavrına karşı nihayet cevap verdi: Geçen günü; Fethullahçıların beslediği casus gazetesi Taraf'ta oyun dışa vuruldu: Güya; Genelkurmay Harakat Dairesi'nde bir plan hazırlanmış. Bu plana göre hükümetin ve Gülen grubunun faaliyetlerine son verilecek imiş. Bunun için komplolar düzenlenmesi de kararlaştırılmış. Bu plan hem de 29 Nisan'da yapılmış.
İşin inanılması güç yönü de şu: Bu belge, Ergenekon davasından tutuklu Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirilmiş. Öztürk'ün avukatı Hasan Gürbüz ise şöyle demiş: 'Önümüzdeki günlerde görevli subayların hatta generallerin gözaltına alınmasına altyapı oluşturmak için cemaatçi yapılanma, belgeleri müvekkilimin bürosuna koydu.'
Görüldüğü üzere; bir aptal bile böyle sıkı soruşturma ve dinlemenin yapıldığı şu ortamda böyle komplo belgelerini ofisinde bulundurmaz. Bulundurur ise; bu durum; o kişinin de TSK'ya karşı komploda kullanılan bir ajan olduğunu gösterir.

HÜKÜMETİ YANLARINA ÇEKMEK AMACI
Gördüğünüz gibi; Genelkurmay Başkanı onları hedef alınca Fethullahçı örgüt, Genelkurmay Başkanlığı'nı zan altında bırakacak bir operasyon yapıyor. Bunu yaparken de Ak Parti hükümetini yanlarına çekecek bir senaryo yazıyorlar. Güya hedef hükümettir de bu arada hükümetin koruyucusu olan Fethullahçı örgüt ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Bunlar; kendilerini hükümet ile eş düzeyde görecek kadar işi azıtmış bulunuyorlar. Darbe planları yapılıyormuş gibi senaryolar oluşturup hükümet üzerinde baskı kuruyorlar. Böylece de garimeşru yapılarını hükümetin meşru varlığı ile eş hale getirmeye çabalıyorlar. Bunun için de televizyonlardaki,gazetelerdeki adamlarını kullanıp hükümeti etkilemeye çabalıyorlar.
Halbuki Genelkurmay Başkanı Sayın Başbuğ; bizzat açıkladı: TSK içinde antidemokratik unsurlar barınamaz; barınmasına izin verilemez.
Elbette ki hükümeti antidemokratik yollardan devirmek hevesinde olan bir yapılanma var ise; bunu hoş görmek de mümkün değildir.

İSTİHBARATÇI FETHULLAH GÜLEN
Bu son olayı doğru algılayabilmek için Fethullah Gülen'in ABD-İsrail gizli örgütleri ile bağlantısı olduğunu ihtimalini bilmekte yarar vardır. Fethullah Gülen'in istihbarat örgütleri ile ilişkisini 2007 yılında dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek dolaylı olarak dile getirmişti.
2 Nisan 2007 tarihinde Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan; Sayın Çiçek'le yaptığı bir konuşmayı aktarmıştı. Bakan Çiçek; 'Bu cemaat de çok olmaya başladı... El attığı bütün işlerden biz zararlı çıktık' demiş ve eklemişti: 'Fethullah Hoca istihbarat işlerine meraklıdır. Ama onun merakı yüzünden olan bize oluyor.'
***
İşte; sıradan vatandaşın bir din adamı sandığı Fethullah Gülen böyle bir insandır.
Fethullahçı örgüt tipindeki yapılar; siyaset üzerinde baskı yaratarak ve sanal çatışma üreterek ayakta kalırlar. Biliyoruz ki örgüt; gazeteleri, televizyonları; üniversiteleri şiddetle etkiliyor. Örgütün beslediği sahte solcular da (Başta Altan kardeşler ve kurye Hasan Cemal olmak üzere) tantana kopardılar.
Benim iddiama göre bu son olay, ordu ile hükümeti çatıştırmak üzere düzenlenmiş bir komplodur. Eğer dediğim çıkarsa; Başbakan Erdoğan birçok konuda örgüt tarafından tuzağa düşürülmüş olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır.

06 enero

filistin de şeriat çarpışı yor

Rıza Zelyut
Filistin'de şeriatlar çarpışıyor

Bir tarafta Hz. Musa ve onun şeriati. Karşısındaysa Hz. Muhammed’in şeriati... Musa şeriatini savunanların elinde Tevrat. Muhammed şeriatini isteyenlerde Kuran. Kuran; Tevrat’ı onaylıyor ama Tevratçılar Kuran’ı kabul etmiyorlar.

Tevrat’ın içinde İncil de var...

Böyle olunca İsa’nın şeriati de Musa ile güç birliği yapıyor.

Sonuç ortada...

El kadar İsrail; çevresindeki Arap devletlerini perişan ediyor.

1948’den beri ne zaman savaştılarsa yenilenler hep Muhammediler oldular.

Tarih böyledir: Bir zamanlar da Muhammed şeriati dünyanın tozunu attırıyordu. İspanya’dan Hindistan’a Sibirya’dan Afrika’ya kadar.

İnsanlığın kültürel üstünlüğü ekonomik ve siyasi üstünlüğünü getiriyor. Bu da askeri üstünlük demek.

İsrail bugün çevresini ezip geçiyorsa; üç sebebi var:

  • Kültür ve eğitimde Araplar’dan çok ileride.
  • Arkasında çok güçlü Hıristiyan dünyası bulunuyor.
  • Amerika, Ortadoğu’daki çıkarlarını İsrail devleti ile temsil ediyor ve bu yüzden onu kendisinin bir parçası gibi görüyor.

“La ilahe illallah Muhammedür resulallah” yazı lı şeriat bayrağı açmak yetmiyor. Bu yüzden Ortadoğu’da Müslümanların acıları sürecektir... Ta ki; Yahudi şeriatına karşı duracak bilimsel bir model bulana kadar.

Çare arayanlara bir de önerim var: Mustafa Kemal modeli...

Sorunu şeriat düzleminde değil de Batı emperyalizmine karşı direnme modelinde aramak gerekiyor. Atatürk de işte bunu yapmıştı. İslam dünyası Mustafa Kemal’in yoluna girene kadar bu acılar devam edecektir...

Gençliğimde duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu. Arapların bazıları kızlarını da sünet ettiriyor, demişlerdi. Düşünmüş taşınmış anlayamamı ştım. Meğer aynı kötü gelenek Kürtler arasında da devam ediyormuş.

Kız çocuklarını bağırta bağırta kesiyorlar. Kadınlık organının bir parçasını alıp çöpe atı- yorlar.

Sebebi şuymuş: Kız, büyüyüp evlenince cinsel ilişkiden haz almasın.

Peki niçin?

Böylece kocasına bağlı kalsın.

İşte bu vahşete bir de şeriatten sebep uydurmuşlar. Kimler?

Kendilerini din alimi sayan insanlık düşmanı vicdansızlar.

Kadının kiliterosunu kesip atmak, dindar kadın yetiştirmenin bir yolu imiş.

Peki kim kurmuş bu sistemi?

Erkekler...

Dindar gözüken bu erkekler için kadın masa, yata, bavul, koltuk gibi herhangi bir eşya... Erkek bu eşyayı istediği gibi kullanacak.

Böcekler, kuşlar, sürüngenler bile sevişirken, doğanın en muhteşem varlığı olan kadına bu hakkı çok görüyorlar. Doğal kadın, onlara göre suç adayı, günahkâr...

Peki nerede yaşıyor bu gelenek? Ortadoğu’da...

İşin kötü tarafı; bu geleneği savunanların Muhammed şeriatini kendilerine dayanak almaları. O Muhammed böyle zalim işler yapar mıydı? Yapmazdı ama onun dininden olduğunu iddia edenler; onu istismar ederek 21. yüzyılda böyle iğrenç ameliyatlar yaptırıyorlar kız çocuklarına... Ortadoğu’da bir utanç çemberi içinde. O çemberin bir parçası bizim Güneydoğu’muzu da kapsıyor.

Devlet eliyle açtığımız Kürtçe kanalda şimdi Rojin adlı güzel bir kadın türküler okuyor. O da kızlara bu işkencenin yapıldığı çemberden çıkmış.

Rojin şanslılardan... Kız sünnetinden kurtarmı ş yakasını. Nasıl? Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde doğmanı n getirdiği bir şansla...

Bu ülkede var olan sivil hukukun korkutması sonucu Kürt kökenli kızlarımız bu iğrenç operasyondan kurtulmuş bulunuyor. Kuzey Irak’taki Kürtler arasında ise bu ilkellik yaşıyor. fiimdi orada şeriat hukuku geçerli kılındı. Bir erkek 4 kadın alabilecek. Bizim Rojin yine şanslı... Barzani amcanın yanında olsa; kendisi bir aşiret reisinin 4. eşi yapılırdı. O da o güzel sesiyle gizli gizli ağıtlar okurdu. fiimdi bütün dünyaya sesini ve güzelliği gösteriyor. Eşini o seçiyor. Ne sayesinde? Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve sivil yasaları sayesinde... Rojin, bugün dünyanın en özgür kadınları gibi her hakka sahip? Ne sayesinde? İşte o Mustafa Kemal Paşa sayesinde... Rojin’e bakın; Atatürk’ün büyüklüğünü bir kez daha anlayın. Umarım ki Rojin de bir Mustafa Kemal kızı olmaktan mutluluk duyuyordur.

BUSH CENNETE GİTSİN DİYE

Ahmet Çavuşoğlu
Bush Cennet'e gitsin diye!

Filistin yine kan gölüne döndü. Dünyanın en iyi tahkim edilmiş ordusunun tankları, topları, tüfekleri, Filistinli çocukları, kadınları bazen de eli silah tutan erkeklerini öldürüp duruyorlar.
Bir kaç islam devleti dışında Filistinlilerin yardımına yetişmek isteyen yok. Bunun neden böyle olduğunu iki
sene önce bir yazımda yazmıştım. O yazıyı bir kere daha okuyabilmeniz için buraya alıyorum:
Neden İsrail’e dokunulmaz?
Matthew, Mark ve Luke İncil'lerinde dermiş ki 'İncir ağacı tekrar tomurcuklanıp, yapraklarını yetiştirmeye başlayınca, O'nun gelişi yakın demektir'
İncir, İsrail'in sembolü imiş, O da Hazreti İsa.
Hristiyanlar'ın bir bölümü, bilhassa Evangelist olanları, kafayı İsa'nın İkinci gelişine takmışlar.
Bunun için meydana gelmesi icap eden hadiseler şunlar:
1. Hıristiyan tarzı hayattan ciddi sapmalar.
2. Kehanetlerin yerine gelmesi, İncil'in bütün milletlere duyurulmuş olması.
3. İsa'nın ikinci gelişinin bütün dünya tarafından beklenmesi.
4. Yahudilerin hareketlenip, Kudüs'e akmaları.
5. Politik huzursuzluk.
6. Hükümetler hakkında radikal görüşler.
7. Servetin, zenginliğin sayılı mahdut ellerde toplanması.
1981 senesinde, İsrail, Irak'taki nükleer reaktörü bombalamak üzere uçaklarını gönderdiğinde Amerikan televizyonunda çok moda olan ve adlarına Televangelist (Televizyon Evangelisti) denilen papazlardan John Hagee, 150 Hıristiyan vaize mektuplar yollayarak İsrail Devleti'nin desteklenmesini istemiş. Yanlız bir vaiz müsbet cevap vermiş. John Hagee, San Antonio'da bir toplantı yapmak isteyince tehdit telefonları almış ve arabası kurşunlanmış. Bu 25 sene önceki durum.
Bu defa İsrail, Lübnan'ı işgal ettiğinde aynı John Hagee yine bir toplantı tertip etmiş. Gelin bu toplantıyı bir Evangelist Papaz'dan dinleyelim;
'Bir mucize gibi idi. 3550 Evangelist papaz Washington'da bir otelde toplanıp İsrail için lehte tezahüratta bulunup ve İsrail'in Lübnan kampanyasını desteklediklerini haykırdılar. Sahnede dev bir İsrail bayrağı vardı. Ben İsrail'in kötülük karşısında iyiliğin harbini yaparken Tanrı'nın emirlerini yerine getirdiğini söylediğimde, salon alkışlar ve 'amin' seslerinden yıkıldı.'
Bu toplantıya Evangelist olan Başkan Bush bir mesaj yollayarak 'Tanrı sevgisinin ümidini ve evrensel bir hediye olan hürriyeti dünyaya yaydıkları için' toplantıya katılanları tebrik etti. İsrail Başbakanı da teşekkür mesajı yolladı. Toplantıya İsrail Büyükelçisi ve ABD Cumhuriyetçi Partisi'nden bir çok politikacı katıldı.
John Hagee 'İsrail için birleşmiş Hristiyanlar' teşkilatının kurucusu ve lideri. Bu kuruluşun ana gayesi İsrail'i korumak ve desteklemenin bir İncil emri olduğu fikrine bütün Hıristiyanları inandırmak.
Hagee, Hıristiyan-Siyonist hareketinin de lideri. Bu grup İsrail'in çabalarının İncil'de bahsedilen Armageddon'un başlangıcına işaret ettiğine inanıyor.
İncil'e göre Armageddon denilen yerde, İsa'nın komutanlığındaki 'hayır kuvvetleri' ile şeytanın komutanlığındaki 'şer kuvvetlerinin' son bir harp yapacak ve bunu tabi ki İsa'nın kuvvetleri kazanacak ve ondan sonra da dünya cennet olacak. Tabi bu arada yıkılan Yahudi Krallığı ve Kutsal Birlik yeniden kurulacak.
Hedef ne?
1948 senesinde İsrail'in kurulmasında Evangelistlerin büyük yardımı olduğu ileri sürülür. (Unutmayalım, onların inancına göre Hz. İsa'nın ikinci defa gelebilmesi için, Kudüs ve civarında Yahudilerin mutlak hakim olmaları lazım)
Kurtlar Vadisi Irak filmini hatırlayın. Oradaki meczup Amerikalı, Hz. İsa'ya 'Senin emrinde, Babil'i (bugünkü Irak) yeniden ihya edeceğim' diye dua ediyordu. Çünkü Babil'in yeniden kuruluşu da ikinci gelişin bir başka işareti. Bu topraklarda da İsrail'e ters gelmeyecek bir kavmin oturması tercih edilecek. İsrail, hep Irak kürtlerinin istiklalini desteklemiştir.
Son zamanlarda yapılmaya çalışan Hristiyan ile Musevileri, dünyanın geri kalanına karşı birleştirmek.
Aslında küresel Hristiyan-Müslüman çatısmasından memnun olan John Hagee'ın son kitabının adı 'Kudüs'e geri sayış'. İran'ın nükleer imkanlarına atıfta bulunuluyor ve ana fikri şu 'Bu İslam'ın kazanamayacağı ve kazanmaması icap eden bir dini savaş. (Unutmayalım Bush 0 'Bu bir Haçlı Seferidir' cümlesini bir kaç defa ağzından kaçırdı) Bildiğimiz dünyanın sonu hızla yaklaşıyor. Şükredin ve çok sevinin, çünkü çok daha iyi bir dünya gelmek üzere.'
Bu kitap üç, dört ay önce çıktı ve şimdiye kadar bir milyon civarında sattı.
Hagee yahudilere konferans verirken Armageddon hadisesine pek girmiyor, çünkü kitaplarında (Sonunun Başlangıcı, Son Şafak) işlediği bir tema da şu; 'İsrail toprakları baştan başa harp meydanı olacak, her yeri bir kan gölü kaplayacak, bu kan şeytanın taraftarlarının kanı olacak'
Bu Evangelistler ilk defa 1980 senesinde, Başkan Reagan zamanında siyasi bir güç olmaya başladı. Bugün ABD'de 50 milyon Evcangelist var, bunlar da Bush'un oy deposunun esasını teşkil ediyorlar.
Benim bu yazıda asıl altını çizmeye çalıştığım husus, Amerikalıların, İsrail'i her ne pahasına olursa olsun koruyacakları ve bu arada nice masumların can vereceği keyfiyetidir. İsrail ne kadar haksız, ne derecede saldırgan olursa olsun ABD hep onu koruyacaktır. Çünkü Evangelistler cennetin krallığını getirmek istiyorlar.

29 diciembre

PKK İTİRAFÇISIN DAN ŞOK SÖZLER

PKK itirafçısından şok açıklamalar  
PKK terör örgütünün dağ kadrosunda bulunan ve Şemdin Sakık'ın yakın korumalığını yaptığını söyleyen Erdal Ukuş, şok açıklamalarda bulundu.

Bitlis'in Güroymak ilçesine bağlı Yamaç köyünde 2 odalı bir toprak evde eşi ve 2 çocuğuyla beraber yaşayan 31 yaşındaki eski PKK bölge komutanı Şemdin Sakık'ın 3 yıl korumalığını yapan Erdal Ukuş, 1991 yılında Manisa'nın Salihli ilçesinde terör örgütü PKK'ya katıldı. Örgütte 4 yıl kaldıktan sonra tekrar Manisa'nın Salihli ilçesine gidip güvenlik güçlerine teslim olan Ukuş, Diyarbakır'da 2.5 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. PKK terör örgütünün içerisinde kaldığı 4 yıllık sürede yaşadıklarını şok sözlerle anlatan Ukuş, "1991 yılında terör örgütüne katıldım. Burada 4 yıl kaldıktan sonra teslim oldum. Örgütte bulunduğum süre içerisinde Van'ın Bahçesaray ilçesinde eğitim gördüm. Eğitimin ardından PKK'nın en büyük bölge sorumlularından olan Şemdin Sakık'ın korumalığına kadar yükseldim. Semdin Sakık'la bire bir birçok eyleme katıldım. En büyük eylemlerimizden biri de Bingöl ve Elazığ arasında bulunan 33 askerin şehit edilmesi olayıydı. Bu olaya gitmeden önce Şemdin Sakık'a gelen bir telefonda, 'Devlet ve örgüt arasında ateşkes imzalanmış. Bu 33 asker Bingöl'den geçecek. Bunların önünü kesin ve hepsini öldürün' dendi. Bize o gün şırıngalarla ilaç verildi. 22 kişilik bir grup Muş'tan çıkıp Bingöl'e gittik, burada askerlere pusu kurduk. Gelen askerleri iki taraflı taradık çoğu o anda öldü, ölmeyenleri ise Şemdin Sakık bizzat kafalarına sıkarak öldürdü" dedi.Yaşadığı en çarpıcı olayın ise örgütte birçok Ermeni'nin bulunması olduğunu anlatan Erdal Ukuş, "Kürt meselesi olarak girdiğimiz ve eğitimlerimizde hep bağımsız Kürt devleti kurmayı hedeflediğimiz örgütte Ermenilerin oluşundan kimsenin haberi olmazdı. Şemdin Sakık başta bize, 'Örgütte tek bir Ermeni yok. Bu sadece Kürt meselesidir. Kürdistan'ı kurma çabalarıdır' diyordu. Bizleri kandırıyordu. Girdiğimiz bazı çatışmalarda öldürülen arkadaşlarımıza baktığımızda çoğunun sünnetsiz olduğunu gördük. Tuttukları günlük ve not defterlerine de baktığımızda tamamı Ermenice yazılan yazılardı. Şemdin Sakık ve komutanlara söylediğimizde ise, 'Kimse eğer içimizde Ermeni olduğunu duyarsa sizleri öldürürüz' diye tehdit ettiler bizi. En çok üzerinde durdukları konu ise örgüte yeni katılan elemanların kesinlikle örgüt içerisinde faaliyet gösteren Ermenilerin olduğunu duymamalarıydı. Bu konuda uyarılırdık. Eğer, 'Duyarlarsa siz de ölürsünüz' diyorlardı. Çatışma anlarında bizimle gelen örgüt içerisinde bulunan birçok şahıs bize açıkça söylüyordu. 'Biz sizi kandırıyoruz ve kullanıyoruz. Bizim verdiğimiz bu dava tamamen Ermenistan içindir. Bizim burada kalan mallarımız ve topraklarımız var. Biz bunun davasını veriyoruz' diyorlardı. Biz tartışınca suçlu oluyorduk. Komutanlar bizi suçluyorlardı" şeklinde ifadelere yer verdi.
Ukuş, örgütü ekonomik olarak güçlenmek için haraç topladığını ve uyuşturucu ile geçimini sağladığını belirtti. Ukuş, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu yapılan eylemlerden anladığını da sözlerine ekleyerek, "Eğer yanlış hatırlamıyorsam, Şemdin Sakık'a gelen telefon içeriden ve üst düzeyde bir yerden geldi. Bu telefonun ardından 33 asker şehit edildi. Bu bile bir oyundu. Oyun sonucunda biz kullanıldık. 33 asker şehit oldu. Birileri ise sefasını yaşadı. Gittiğimiz her köyde Türk, Kürt, çoluk çocuk demeden herkesi katlettik. Biz, 'Kürtleri bırak niye çocukları öldürüyoruz?' dediğimizde, 'Onlar köy korucusu olan insanların çocuklarıdır. Öldürülmeleri lazım. Eğer öldürmezsek onlar da yarın babaları, aileleri gibi bize karşı olacaklar. Bizimle çatışacaklar. Hepsinin ölmesi lazım' diyorlardı. İşte bunların hepsini yaptık. En sonunda anladık ki yanlış bir dava uğuna halkımızı da kendimizde ülkemizi de perişan ettik. Ama çok geç anladık. Bir Ermeni davası için savaştık, kullanıldık. Şimdi döndük evimize geldik" diye konuştu.

Hapisten çıktıktan sonra eşi ve 2 çocuğu ile perişan bir halde 2 odalı bir toprak evde yaşamaya çalıştıklarını, herhangi bir geliri olmadığını anlatan Erdal Ukuş, "Eşim Fikriye (31) küçükken temizlediği silahın ateş alması sonucu yaralanıyor. O günden bu güne vücudunda kalan 40 kadar saçma var. Onları bile çıkaramadık. Eşimi hiçbir sosyal güvencem olmadığı için hastaneye götüremiyorum. Eşim günden güne eriyor. 2 tane çocuğum Gülistan 4, Helin ise 3 yaşında. Bunlar da hasta. Ne gösterecek param var, ne de bir sosyal güvencem. Yeşil kart için müracaat ettim, sabıkam var diye vermediler. Hangi kapıya gidip iş istediysem sabıkamdan dolayı kovuldum. Kapılar yüzüme kapandı. Perişan haldeyim. Devletten yardım istiyorum" şeklinde konuştu.

Ukuş, PKK'lı teröristlerin evine geldiğini ve kendisini tekrar dağa davet ettiğini belirterek, "Teslim olduktan sonra cezamı Diyarbakır'daki cezaevinde çektim. Daha sonra da köyüme geldim. Evlendim. Çocuklarım oldu. Sonra askerliğimi yaptım. Örgütten birkaç kişi ilk günlerde evime kadar geldi. Kendileri ile görüştüm, ne istediklerini sordum. Bana örgüte dönmemi, dönmem halinde herhangi bir ceza çekmeyeceğimi söylediler. Ancak ben dönmeyeceğimi, kendime yeni bir hayat çizdiğimi söyledim. Güvenliğim açısından zor durumdayım. Köyümde koruculuk yapmak istedim. Ancak bana, 'Korucu olamazsın' denildi. Şimdi ne yapacağımı şaşırdım. İşsiz ve aşsız kaldım. Bana yardım eli uzatılsın istiyorum. PKK'ya bulaşanın kurtulması zor oluyor. Gençlere tavsiyem ise sakın ama sakın örgnrsa sizleri öldürürüz' diye tehdit ettiler bizi. En üz' diye tehdit ettiler bizi. Enüt illetine bulaşmasınlar. Bulaşanlar ya ölür ya da kurtulamaz. Benim gibi perişan olurlar. Size ev, iş, para gibi vaatlerle yanaşırlar. Ancak bunların hiçbiri olmaz. Sonuçta perişan olup kalırsızınız" diyerek sözlerini tamamladı.
 
23 diciembre

anavatan

Doğu Türkistan, Orta Asya'da Batı Türkistan'ın doğusunda yer alır. Çin, Mogolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet gibi ülkelerle komşudur.

Doğu Türkistan; Tanrı Dağları, Altay ve Kurum Dağları arasındaki Cungarya Havzası, Tarım ve Turfan Havzasını da içine alan 1.828.418 Km2 yüzölçümündedir. Doğu Türkistan, bütün Çin toprağının 1/5 'ini (beşte birini) teşkil eder. Avrupa'nın en büyük devletlerinden Fransa'nın 3 katı, Macaristan'ın 17 kat büyüklüğündedir. Toprak büyüklüğü bakımından dünya ülkeleri içinde 19.ncu  sırada yer alır.

Dünya Medeniyetinin Altın Beşiği diye anılan Taklamakan Çölü, Tabiat'ın Cenneti olarak bilinen Altundağ Parkı, Avrasya Köprüsü olarak anılan İpek Yolu, dünyanın en yüksek göllerinden olan Tanrı ve Buğda gölleri, dünyanın deniz seviyesinden en düşük çukurluğu olan Aydınköl, ayrıca Kıduran Antik Şehir Harabeleri, Miret, Çerçen Uzuntat, Hanöy (Hanevi) Eşşar, Subaş, Üçkat Rumtay Kadım Şehri, Kumtura, Kızıl, Onbaş Togtuz, Hücra ve Bezeklik Mingöy (Binev) Harabeleri gibi daha dünyada sırrı açılmayan medeniyet merkezleri Doğu Türkistan'dadır.

Lopnor, Boğraş, Barsköl Buğda, Sayram, İbnur ve Ulunkur gölleri ile Tarım, Yarkent, Hoten, Konci, İLİ, Manas ve İrtiş ırmakları vardır.

Sınırsız nehir vadilerinde, göllerin sahillerinde, dağların ve ormanların etrafında yaşayan Müslüman Türkler, bilinen tarihten beri bu topraklarda tarım ve hayvancılık yaparak yaşaya gelmişlerdir.

Günümüzde Doğu Türkistan'da 16 şehir ve 86 ilçe mevcut olup, Çinliler bu toprakları 1 merkezi şehir, 8 vilayet ve 5 özerk ilçeye bölerek idare etmektedir.

Doğu Türkistan'ın nüfusu 1949 yılında 9 milyon olup, 600 000 (altıyüzbin) 'i azınlıkları ( Çinli, Mançu, Sive v.b. ) teşkil ediyordu. Günümüzde ise  26 milyon Müslüman Türk'ün yaşadığı bu ülke, zengin tarihi, tabiat güzellikleri, madeni zenginlikleri olduğu halde, Çinli bir yöneticinin ifadesiyle 'Altın Kapla Dilenen Bir Kişi' durumuna düşürülmüştür

zalim çin rus dönmesi satalin

STALİN HAKKINDA

clapso.wordpress.com

 

       Stalin Doğu Türkistan’ı cehenneme çevirmiş olan baş aktördür.
      Şarki Türkistan’da (Uyguristan’da) Stalin’den nefret etmeyen birer tane yaprak birer tane bitki bile yoktur.
      1949 Doğu Türkistan milli ordusu zafer kazanmıştı. Ayyıldızlı bayrağını dalgalatarak, askerlerini çiçek yağmuruna tutmuş olan sevinç-heyecan içindeki halk bayram ediyordu.
      Stalin’in asabilik krizi tuttu. Uygurların hür, bağımsız Devlet kurmuş olduğunu gören, Stalin; “benim el altımdaki Kazak, Özbek, Azeri, Türkmen, Kırgız, Tatar…. bağımsızlık isteyip başımın etini yerlerse ne yaptım?” diye kendini koyacak yer bulamadı…
      Doğu Türkistan’ı Sovyetler’e katsam, Uygur beyin (kafa) Kazak, Özbek hepsi bir bütün gövde olup beni tahtımdan ederlerse… çok zengin toprak Doğu Türkistan… Ne yapmak lazım? Uzun paltosunu ayaklarına dolandırıp şuursuzca her tarafa hızlı hızlı yürümeye başladı Stalin. Kan beynine vuruyordu. Sağa sola saldırdı. Ayağına geleni tekmeleyip, eline çıkanı yüksek götürüp kırmaya başladı.
      Ne yaparsa yapsın eninde sonunda bir karar verdi: “Bu kadar zengin toprağı Çin’e verirsem. Çin sevincinden benim bir dediğimi iki etmez. Böylelikle Çin, Rusya, Avrupa bir bütün sosyal bloğun kontrolünü tek elimde tutabilirim.
Mao, Stalin’e göre sinsi, hilekâr, kurnaz tilkiydi. O hemen Stalin’e dokuz tazim ederek, övgüler, vaatler yağdırdı. Ama ağzında şeker vardı, dilinde zehir… Gönlünde “Senin bu kadar aptal olduğunu tahmin etmemiştim. Ocağıma düştün! Yavaş yavaş Çin usulü gününü göstereceğim. Ama köprüden geçene kadar ayıya dayı diyeceğim…hi hi hi….”
      Stalin’in güven dağlarını kar bastı. Mao’dan yemiş iç darbeyi kaldıramayan Stalin öldü.
      Doğu Türkistan’a gelince… Stalin ile Mao’nun anlaşmasından halkın ruhu bile duymadı. Komünizm yalan yavşak şirin propagandası ile halk uyutulmaya çalışıldı. Doğu Türkistan Milli ordusu ile savaşan Çin ordusu, silahlı çiftçi olarak yerleşti. Milli ordu kan çıkarmadan yok edildi hem de müthiş Çin işkenceleriyle...
      Doğu Türkistan zenginliği Pekin’e (Çin’e), Çin’in kalabalık insanları Doğu Türkistan’a birbirine ters akmış iki nehir gibi aktı.
      Uygurlar tarihi düşmanı Çinlilere katiyen kız vermiyordu. 2007 senesinden itibaren 300 binden fazla 13-25 yaş arası kızları Çin’e mecburen götürdü. Bunu yapmadan önce halkı (özellikle çiftçileri) aşırı fakirleştirdi. Bir senelik kişi başına gelir 45-50 dolar oldu.
      Aksu Bay’da yüzde 80 insan kıtlıktan, açlıktan öldürüldü. 17 yaşındaki çocuklar emekleyip yürüdü, açlıktan ölüleri gömecek insan yok. Başka eyaletlerden ayakları kelepçeli mebuslar ölüleri gömdü.

      Doğu Türkistan halkının 1949’dan bu yana yediği Kowzak (ağaç kabukları) gördüğü Devzah oldu.
      “Doğu Türkistan” kelimesini söylemek bile yasak! Bu kelime yüzünden 25 yaşındaki Saadet, küçük dili kesildikten sonra, kamyon üstünde bağlanarak sokaklarda gezdirilip kurşuna dizildi.
      Şu anki Çin hükümetinin niyeti anlaşıldı ki, Doğu Türkistan’da bir tek bile, Doğu Türkistanlı’nın hayatta kalmasına izin vermeyecek, tam soykırım yapacak.
      Doğu Türkistan’a 200 milyon Çinli yerleştiriliyor.
İnsani hak-hukukumuzun hepsi çiğneniyor.
      “Tek çocuk” diye Çinliler karnındaki kızlarını öldürerek oğlanlarını büyütmüş. Bunu açık söylemiyor. Uygur kızlarına “iş vereceğiz” diye yalan propaganda…
      İşte tam soykırım oluyoruz, tarihi düşmanımız aşağılık Çinliler tarafından Milli gururumuz insanlık onurumuz çiğneniyor.
      Keşke böylesine yok olmaktan, Hitler’in yaptığı gibi gaz odasında eritilip sabun olsaydık..
      Yüreklerimiz kan ağlıyor. Yaşayan ölü olduk.
      Çin, Birleşik Milletler konsey üyesi. Bizim derdimizi kim anlasın? Kim Çin’e söz geçirebilsin? “Neden bizi insani hak-hukuku yok zavallı insan yarattın Allahım? diye ağlıyoruz.
İşte Stalin’den başlanan külfet!
      Stalin’in mezarı başına gidersem, çektiklerimizin binden birisini anlatırsam kaç gece gündüz bitmez.
      1949’dan bu yana sadece siyasi düşünce-fikir yüzünden öldürülenler milyondan fazla.
      “Çinliler çıkıp git kendi ülkene!” diye duvara yazı yazan 13 yaşındaki Uygur kızı ortadan parçalanarak feci şekilde öldürüldü.
      Çinliler başımıza 46 defa atom attı. Zehirlenme Çernobil’dekinden 10 misli fazla.
      Hanımlar, çuvalda gübre taşıtılarak, sabah yıldızından akşam yıldızına kadar tarlada, aç sefil köle halinde çalıştırılıyorlar, karınlarını doyuramıyorlar, yama almaya parası yok. Çay, tuz alamıyor, Irmaktaki su, mısır ekmeği besinleri oldu.
      Çin işkencelerine ne demeli! İdam mahkûmları masum gençlere ne demeli! (Karaçöldeki ceng. kitap)
      Komünizm bitti diyorlar. Emsalimizdeki Kazak, Kırgız, Özbek kardeşlerimiz bağımsızlığına kavuştu, sevindik.
      Ama komünizmin; yani Siz Stalin-Mao! ikinizin boynumuza bağladığınız kölelik zinciri hâlâ duruyor! 19/04/2008

17 noviembre

ölüm

SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM...
 
BİR GECE DİLİM TUTULMALI AY GÖKTEYKEN,
GİRDABINA DÜŞMELİYİM YALNIZLIĞIN
İHANETİN ADINI BİLMEMELİYİM
YA DA UĞRAMAMALI YALANLAR BEYNİME.
ZİNDANDAN MEKTUPLAR YAZMALIYIM
PENCEREMDE BİR KARANFİL SOLMALI,
İÇİMDE TEBESSÜMLER..
BİR YAKIN İKLİM OLMALISIN BANA.
AH EDERKEN,
GÜN GÖRMEMİŞ BİR YILDIZ KAYMALI.
SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM
YAŞAYACAKSAM BÖYLE..
BAŞUCUMDA KARA BİR KİTAP BULUNMALI
HER SAYFAYA ADIMI YAZMALIYIM.
HAYALLERİM GÖKTE YILDIZLAŞIRKEN,
LANET ETMELİYİM ŞANSIMA, TUTUNAMAYIŞIMA
AKLIMA GELDİĞİN ANLARDAKİ KAHROLUŞUMA
SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM,
KAHROLACAKSAM BÖYLE..
BİR BAŞKASI DEDİĞİNDE DİK OLMALIYIM
YA DA YABANCI BİRİSİ, SENİN İÇİN
İÇİMİN KAN REVANINI GÖRMEMELİSİN.
FIRTINALAR KOPARKEN İÇİMDE,
DUDAKLARIM SÜT LİMAN OLMALI
BİLMEMELİSİN YÜREĞİMİN EZİKLİĞİNİ
SEVGİMİ DARAĞACINA ASARKEN,
ELLERİM TİTREMEMELİ
SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM,
KAYBEDECEKSEM BÖYLE..
GİT DERSEN GİTMELİYİM, YALANDAN DA OLSA
GÖRMEMELİSİN BENİ ARKANDA
HEP KÖŞE BAŞLARINDAN BAKMALIYIM SANA
HER GÜN HAYALİN GEÇMELİ KAPIMIN ÖNÜNDEN
SANA BENZEYENLERİ SEN SANMALIYIM
SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM,
KANACAKSAM BÖYLE..
VEDA EDECEKSEM BÖYLE ETMELİYİM
YANINDA BİR YANINI DA GÖTÜREREK,
SESSİZCE AYRILMALIYIM BU DİYARDAN.
BEN MEÇHULE KARIŞIRKEN,
SEN KIRMIZI BİR GÜL BULMALISIN..(?)
ECEL BAŞUCUMA DAYANIRKEN
KİMSE BİLMEMELİ
SEHER VAKTİ KAPIM ÇALINMALI
SEN UYKUDAYKEN, ALEM UYKUDAYKEN
DÜŞLERİM, ÜMİTLERİM, HEPSİ UYKUDAYKEN..
ÜMİDİMİ İSMİNE GÖMMELİYİM!
GÖZLERİM BOŞLUĞA BAKARKEN,
HAFİFTEN BİR YAĞMUR YAĞMALI
SEVECEKSEM BÖYLE SEVMELİYİM,
ÖLECEKSEM BÖYLE!

ben

SEN'LE SOHBET...

Sevmek...

"Sevmek" dedim.
"Yoluna ölmek" dedi.

"Yol" dedim.
"Alıp başını gitmek" dedi.

"Gitmek" dedim.
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi.

"Dost" dedim.
Durdu. Bana baktı. "Dost" diye mırıldandı.
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi.

"Yürek" dedim.
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi.

"Dünya" dedim.
"Hayatın bir yüzü" dedi.

"Yüz" dedim.
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi.

"Giz" dedim.
"Hep çözmeye çalıştığım" dedi.

"Çalışmak" dedim.
"Bitmeyecek öykü" dedi.

"Öykü" dedim.
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi.

"Gizlemek" dedim.
"İşte, her şeyin bitimi" dedi.

"Şey" dedim.
"Sevda" dedi.

"Sevda" dedim.
"Peşinden koştuğum" dedi.

"Koşmak" dedim.
"Hayat, bir maraton" dedi.

"Hayat" dedim.
"Öyle kısa ki!" dedi.

"Niçin kısa?" diye sordum.
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi.

"Yaşanması gereken ne var? " diye sordum.
"Aşk" dedi.

"Kaç kere?" diye sordum.
"Bin kere" dedi, "Milyon kere"

"Neden bir kere değil?" diye sordum.
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi.

"Önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum.
"Keşke olsa" dedi, "Ama önce yoğrulmak gerek"

"Acı çekmek mi?" diye sordum.
"Evet, aşk acısında yok olmak" dedi.

"Yok olunca!" dedim.
"İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi.

"Gerçek aşk!" dedim.
"Büyük o!" dedi.

Durdum. Durdum. Ve sustum!

"Neden sustun?" diye sordu.
"Yüreğim titredi sanki" dedim.

"Neden?" diye sordu.
"Bilmiyorum" dedim. "Büyük O!"

"Evet" dedi, "Büyük O!"
"Nerede?" diye sordum.

"Her yerde" dedi.

"Nasıl?" diye sordum.
"Yüreğini aç" dedi.

"Yüreğimi açmak!" dedim.
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi.

"Tebessüm" dedim.
"Her kapının anahtarı" dedi.

"Kapı" dedim.
"Girmeden bilemezsin" dedi.

"Ya korku!" dedim.
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi.

"Ben bilmiyorum" dedim.
"Neyi?" diye sordu.

"Ben'i" dedim.
"S
en kimsin?" diye sordu.

"Ben kimim?" diye sordum.
"Sevgiyle beslenensin" dedi.

"Kimin sevgisiyle?" diye sordum.
"Büyük O'nun" dedi.

Durdum. Durdum. Yine sustum.

"Kimsin?" diye sordum.

"SEN'im" dedi.

05 noviembre

YAHUDİLER BİZİ ÇANAKKALE'DE ARKADAN VURDULAR

YAHUDİLER BİZİ ÇANAKKALE'DE ARKADAN VURDULAR !!!

Çehreler başka, lisanlar deriler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada, vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam , kimi bilmem ne bela,


1490'lı yıllarda İspanya ve Portekiz'den kovulan Yahudileri Sultan Beyazıt, yağlı kazıklardan kurtarmış ve kutsal topraklarımızda bir misafir gibi ağırlamıştır... Dünya üzerinde tek hoşgörüyle karşılandıkları yer Türk toprakları olmuş ve Yahudiler'de bunun karşılığı olarak bizlere neyi reva görmüşler Tarih'e ibretle bir göz atalım:

Hep şeytani fikirlerle mücehhez Yahudi cemaati, Birinci Dünya Harbinden İngilizlerin galip çıkacağı düşüncesiyle Filistin topraklarında hak kazanmak için birşeyler yapmak niyetindeydiler...

İngilizlere yaranmak maksadıyla, Çanakkale Boğazında ki düşman ordularına katılmak ve Türk'lere karşı savaşmak üzere karar aldılar...

Bu sevda uğruna Mısır'da bulunan Yahudiler arasından işsiz gençlerden oluşan bir gönüllü taburu kurarak Çanakkale'ye sevkettiler...

Onbeşinci asrın sonunda İspanya da Hristiyanlar tarafından kızgın taşlara oturtulan Yahudilere Osmanlı İmparatorluğu kucak açmış ve beşyüz yıl onları kendi sıcak bağrında beslemişti. İşte şimdi Yahudiler tıpkı Şerif Hüseyin'in Hicaz çöllerinde yaptığı gibi, genlerinin emrine girip Türk milletini arkadan vuracaktı...

Yahudinin vefa borcu ödeme usulü böyleydi tabi...

Bu ihanet karşısında, gaddar Yahudi yüreğinin bile kısa da olsa bir an tereddüt geçirdiğini gene onların kitaplarından okuyoruz...

İşte Siyonizmin tetikçilerinden M.Samuel Nissembaum'un "Yahudi Lejyonunun Doğuşu" adlı paçavra kitabında, bu ihaneti açıklayan satırlar:


"Büyük harp başladığında Mısır da bulunan Yahudi gençlerden meydana gelen bir güç oluşturulmuştu. Bu kuvvetin başına, Çar ordusunun kahraman subaylarından iki Yahudi olan, Viladimir Yalinstisky ile Trumpeldor geçtiler. Bu suretle Yahudi kuvvetlerinin ortaya çıkmasına hiç bir engel kalmamış olduğu zaman, birdenbire içimizde bir endişe, tuhaf bir tereddüt doğuvermişti.

Bunca yıldır başka memleketlerden eza ve cefa görerek koğulmuş Yahudilere karşı Türkiye'nin her zaman o en geniş ölçüde gösterdiği konukseverliğin hatırası!..

Fakat Filistin neredeyse İngilizler tarafından işgal edilecekti. Bu pek yakındı. Bir Yahudi kuvvetinin İngiliz işgal kuvvetleriyle yanyana harbe girmesi muhakkak lüzumlu görülmüştü. Bu suretle İskenderiye'de toplanmış olan işsiz fakat güçlü kuvvetli Yahudi gençleri bir gaye bulmuş oluyorlardı. Onlar artık yeni bir ümit yeni bir iman kuşanmış olarak Yahudi ırkına büyük hizmetler verme fırsatının tadını çıkarıyorlardı.

Fakat İngiltere hükümeti Yahudilerin bu arzularını hoş görmedi. Bir Yahudi gönüllü kıtasının İngilizlerle birlikte harbe katılmasını uygun görmediler.

Bu haber Yahudi gençlere ziyadesiyle büyük bir üzüntü verdi. Nihayet uzun bekleyişler ve müzakereler sonunda 1915 mart'ın onikinci günü (Zion Mule Corps) isminde ki Yahudi taburu Çanakkale'ye gönderildi.

Harpten sonra bu taburdan geriye dönen olmadı, böylece eriyen bu kuvvet yerine bir Yahudi Birliği daha teşkil edilememiştir".

20 Temmuz 2001 - www.ulkum.com

* * *

YAHUDİ DOSTLUĞU RÜZGARLARINA KARŞI İŞTE TARİH !!!

Sitemizde yayınlanan "yahudiler, Çanakkale'de bizi arkadan vurdular" haberi, ülkemizde yayınlanan "Yahudi Şalom" gazetesi tarafından istenmeyerekte olsa doğrulandı...

Yandaki resim Çanakkalede bize karşı gönüllü olarak savaşan daha doğrusu bizi arkadan vuran Yahudi taburunun, Geliboluda ki mezarlığı... Bu mevzu için, 0-212-243 51 66 nolu telefondan Türkiye Hahambaşılığını aradık ama, hiç bir cevap alamadık ...



İşte ülkemizde yayınlanan kin ve nefret tarlası Yahudi Gazetesi Şalom'un konuyla ilgili haberi:

Gelibolu Yahudi Mezarligi koruma altında

Geçtigimiz hafta "Gelibolu Büyük Zafer Gazetesi'nde yayınlanan "Yahudi Mezarlığı 190 milyara TEDAŞ'a satıldı" başlıklı haber Yahudi Cemaatını harekete geçirdi.


Gelibolu Belediye Başkanı Cihat Bingöl'e yazılı olarak müraacatta bulunan Yahudi Cemaati yetkilileri kendisinden tarihi ve kültürel mirasimizin korunması amacıyla duruma bir açıklık getirmesini istedi.

Belediye Başkanı Bingöl, cemaate cevaben yolladığı yazıda Yahudi Mezarlığı'nin, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nca anıtsal yapı olarak koruma altında bulunduğunu, TEDAŞ'a satılan parselin Yahudi Mezarlığı dışında kaldığını, Büyük Zafer Gazetesi'nde yayınlanan haberin gerçeği yansıtmadığını ve böyle bir haberin Yahudi Cemaatinde yarattığı huzursuzluktan duyduğu üzüntüyü belirtti. - şalom



(Bizler sen-ben kavgasıyla oyalanırken, Devlet ricali para uğrunu Manavgat'ı bile gözden çıkarmaya kalktığı şu günlerde, Dünyanın en korkak milleti olan Siyonistler, Çanakkale Savaşından geri kalan leşlerini koruma uğruna ibretle bakın ki Müslüman Mahallesinde belediye başkanına nasılda tavır koyup geri vites yaptırmışlar

26 julio

aşık sın

Ona Aşıksın…

_Onunla aynı ortamdayken görmemezlikten geliyor ama etrafta olmadığı zaman çaktırmadan gözlern her yerde onu arıyorsa;
EVET,ONA AŞIKSIN: )
_O an yanında seni her zaman güldüren biri daha olduğu halde senin gözlerin ve bütün dikkatin hala ötekin üzerindeyse;
EVET ONA AŞIKSIN : )
_Gittiği yerdenb seni arayacagnı söylediği halde telefonun bir türlü çalmıyorsa ve “Acaba sağ salim oraya vardı mı ?” diye,senin için içini yiyorsa,sabırszlıkla telefonun çalmasını bekliyor,dualar ediyorsan
EVET ONA AŞIKSIN : )
_Başkalarının upp uzun e-mektuplarını ondan gelecek kısa bir not için silip geçiyorsan;
EVET ONA AŞIKSIN : )
_Sana bıraktığı mesajları haftalarca saklıyorsan,defalarca başa dönüp okuyorsan;
EVET ONA AŞIKSIN : )
_Durmadan “Hayır o sadece iyi bir arkadaş diyorsan ama bir araya geldignz zaman o tarif edilmez çekimi hissediyorsan;
EVET ONA AŞIKSIN: )
_Ve bu satırları okurken gözünde biri canlanıyorsa…
İŞTE ONA AŞIKSIN :)

Bir KAğıt Bir KAlem Bul KaraLA son Satırlarımı
 
de 
Todavía no se han agregado elementos de lista.